Pergamon: Atina Geleneğinde Bir Kent
Pergamon Antik Kenti
Helenistik dönemin dramatik hissi en net olarak Didyma’daki Apollon Tapınağı‘nda görülürken, en güzel kentsel ifadesi Helenistik ve Roma Dönemlerinde Anadolu’nun önde gelen kentlerinden biri olan Pergamon’un yerleşim planında kendini gösterir. Pergamon antik kentinin ufak bir kıyı ovasının ardındaki bir tepedeki konumu çarpıcıydı. Müstahkem zirve veya akropolis, sarayı ve bazı kilit kamusal ve dini yapıları içeriyordu. Kent, daha yumuşak eğimli güney yamaç boyunca devam ederek, sonunda Roma dönemine gelindiğinde, şimdi modern Bergama’nın bulunduğu ovaya yayılmıştı. Saray ve tapınakların yukarıda tutulduğu planıyla Pergamon’un doğal topografya ile hiyerarşik toplum arasındaki karşılıklılığın Helenistik Dönemler’de norm olduğunu söyleyemeyiz ama yine de hayırlı ve aydınlatıcı bir raslantı olarak kabul edilmelidir.

Tarih öncesi dönemden beri yerleşim bulunmasına rağmen, bu tepenin üzerindeki kentin gelişerek önemli bir kent olması ancak yaklaşık M.Ö. 300’de Büyük İskender’in ardından denetimi ele alan generallerden biri olan Lysimakhos’a teslim etmesiyle başlar. M.Ö 281’de Lysimakhos bir savaşta ölmüştü. Hazineye kimse sahip çıkmayınca, Philetarios 9000 talent değerindeki (1966’da George Bean bunun 10 milyon İngiliz Sterlini’be karşılık geldiğini tahmininde bulunmuştur) bu parayı kendisinin Pergamon’un tepesindeki yerini sağlama almak için kullandı. Yeğeni Eumenes’i evlatlık alarak M.Ö. 133’e kadar sürecek bir hanedanlık kurdu.
Attaloslar Krallığı
M.Ö 281’de Lysimakhos bir savaşta ölmüştü. Hazineye kimse sahip çıkmayınca, Philetarios 9000 talent değerindeki (1966’da George Bean bunun 10 milyon İngiliz Sterlini’be karşılık geldiğini tahmininde bulunmuştur) bu parayı kendisinin Pergamon’un tepesindeki yerini sağlama almak için kullandı. Yeğeni Eumenes’i evlatlık alarak M.Ö. 133’e kadar sürecek bir hanedanlık kurdu.
Attaloslar krallığı kısa sürede genişledi; en geniş halinde, M.Ö. 190’da Romalılarla birlikte Magnesia’da III. Antiokhos’a karşı alınan zaferden sonraki toprak kazançlarıyla Batı Anadolu’nun büyük kısmını, M.Ö. altıncı yüzyıldaki Lydia krallığına yakın büyüklükteki toprakların denetimini aldı. Pergamon Kralları başkentlerini Yunan dünyasının kültürel merkezi, döneminin Atinası olarak gördüler. Atina modelini izleyen Pergamonlular, görsel sanat açısından başlıca merkezlerden biri haline geldi. Roma döneminde ise kent önemini sürdürmeye devam etti. M.S. 2.yy’da nüfusu yaklaşık 150.000’e yükseldi.
Pergamon, Atina ve Roma
Pergamon Atina’nın kültürel varisi olma rolüne soyunmuş, heykel ve mimariyle bu temayı görsel olarak pekiştirmişti. Pergamon kralları askeri zaferlerini Delphoi ve Delos gibi tüm Yunanlara ait büyük merkezlerde ve Atina’nın kendisinde mimari ve heykellerle duyuruyorlardı. Atina Akropolis’indeki Küçük Attaloslar Adağı’nın yanı sıra, Pergamon kralları Atina’ya iki şık stoa sunmuşlardı. II. Attalos’un (M.S. 159-138) armağını olan daha iyi korunmuş durumdaki, görkemli iki katlı stoa Atina Agorası’nın doğu ucunda inşa edilmişti. 1950’lerde restore edilen bu yapı artık Agora müzesine ve Agora kazılarının ofislerine ev sahipliği yapıyor.

Attaloslar hanedanı, tuhaf, acımasız, zehirlere meraklı III. Attalos (M.Ö. 138-133) ile aniden sona erdi. En tuhaf hareketi ise vasiyeti oldu: Vasiyetinde krallığını Roma’ya bırakmıştı. Uzun yıllardan beri Helenistik krallıkların birbiriyle mücadelerine bulaşmış olmasına rağmen, Roma Doğu Akdeniz’de kalıcı bir yerleşim yeri kurmaya direnmişti. Ama III. Attalos’un armağını pek geri çevrilecek türden değildi. Roma Batı Anadolu’nun denetimini devraldı, burayı Asia vilayeti olarak örgütledi ve bunu izleyen 100 yıl içinde yavaş yavaş tüm Doğu Akdeniz bölgesini ele geçirdi.
Kentteki Önemli Yapılar
Tiyatro
Pergamon’un en etkileyici yapısı olan tiyatro, normalden daha dik bir yamaçta inşa edilmiştir. Oturma yerleri dar bir yay çizer. Yine’de 10.000 kişi alabilecek kapasitededir. Uzun, dar ve tahkimli terasının kalıcı bir sahne yapısına yapısı için fazla sağlam olmadığına karar verilmiş olduğu için, festivaller sırasında ahşap bir skene kurulur, daha sonra sökülürdü. Terasta desteklerin girdiği delikler hala görülebilir. Terasa kuzey ucundan tiyatro performanslarının şerefine gerçekleştirdiği Tanrı Dionysos’a adanmış tapınak hakimdi. Orjinal olarak M.Ö. 2. yy’da yapılan tapınak, M.S. ikinci yüzyıl başlarında tekrar biçimlendirilmiş, uzun bir merdivenin tepesine İon tarzı bir prostil tapınak yerleştirilmiş ve Toskana geleneğinden gelen Roma tapınaklarındaki standart tasarımlarda olduğu gibi ön tarafa odaklanmıştı.

Asklepion
Pergamon’a M.Ö. dördüncü yüzyılda gelen Asklepios kültü helenistik ve Roma dönemlerinde serpilmişti. Temenos, kasabanın kenarında, boyunca revaklar uzanan bir sokakla yaklaşılan II. Eumenes kapısının 2 km kuzeybatısında yer alır. Antik çağlar boyunca sürekli olarak elden geçirilen ve geliştirilen yapıların bugün görünen kalıntıları büyük ölçüde Roma İmparatoru Hadrianus dönemindeki (M.S. 117-138) önemli bir tekrar yapım çalışmalarındandır. Hekim Galenos ile Yunan – Roma döneminin en ünlü hekimlerinden Hippokrates (Koslu), M.S. ikinci yüzyıl ile üçüncü yüzyıl başlarında burada çalışmıştır.

Pergamon Asklepion’u dönemin en önemli şifa merkezlerinden biri olmuştur. Antik dünyanın her yerinden insanlar buraya tedavi olmak için gelmişlerdir. Gelen gideni çok olan bu yerde, misafirlerin konaklaması için yapılmış hanlar ve odalar da mevcuttur.
Traianus Tapınağı (Traianeum)
Tapınak, 68x58m ölçülerinde bir teras üzerinde kuruldu. Öncelikle kemer ve tonozlarla mevcut yer düz bir alan haline getirip Akropolün en yüksek tepesine inşası başladı. Temeli kesme blok taşlarla ana kayaya kadar indirilmiş haldedir. Üç sıra halinde beşer adet yan yana dizili odalardan oluşturuldu. Bu odalar daha sonra Orta Çağ’da sarnıç haline getirilmiştir.
Bu tonozlardan birinde bulunan bir kireç ocağında az da olsa kalıntılar bulunmuş ve bir fikir vermesi açısından yerinde korunarak, yılların verdiği tahribatın daha kolay gözlemlenmesi amaçlanmıştır.

Traianus Tapınağı
Terasa örülen bu destek duvarlarının yüksekliği 23 metreydi. Duvarın ortasında yatay bir silme, üst kenarında bir sıra pencere halinde görünen tonozlu kemerler yapıldı. Bu, yapıya oldukça görkem kazandıran farklı bir çalışmaydı. Diğer üç taraf, stoalarla çevrildi. Arka taraftaki stoa, kayalık bir zemine rastladığından diğerlerinden yaklaşık olarak 5 m. daha yüksekte kaldı.
Tapınak, temennos’un tam ortasına konuldu. Sütunları korinth düzeninde 6×9 sütun sırası vardır. Yıkılmış olan Traianeum, 1976 yılında, Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından yapılan yeni bir çalışmayla yeniden ayağa kaldırıldı. Palmiye yaprağı başlıklarıyla süslü bu sütunlar, “Pergamon Başlık’ları” adıyla anılıyorlar.
Athena Polias Tapınağı ve Anıt Heykel
Akropolis’in batı kıvrımında, kentin en eski ve en önemli tapınağı yer alır. M.Ö. 4.yy’dan kalma Dor düzenindeki tapınak bazı süprizler barındırır. Nispeten küçük bir tapınaktır. 21.77×12.27m ölçülerinde kuzey-güney doğrultusunda olup, akropolis’in batı ucundaki baskın kıvrıma paralel uzanır. Ama Pergamon, kendisini Atina’nın kültürel varisi olarak görüyordu. Dolayısıyla hem koruyucu tanrıça olarak Athena’nın, hem de Atina’daki ana tapınağın belirleyici özelliği olan Dor düzeninin tercih edilmesi uygun bir saygı göstergesi olarak görülebilir.
MÖ ikinci yüzyılda üç tarafta stoaların inşa edilmesi ve tapınak ile tepenin kenarının yamuk bir üçüncü kenar oluşturmasıyla, buradaki alana biçimsel, kalıcı bir sınır çizilmiş oldu. İki katlı olan stoaların alt katları Dor, üst katları ise İon düzenindedir.

MÖ üçüncü yüzyıl sonlarından başlayarak krallık önenli zaferler kazandı. Mağlup edilen düşmanlar arasında öne çıkanlardan birisi MÖ üçüncü ve ikinci yüzyılda Yunanistan ve Anadolu’ya akınlar yaparak bölgeye dehşet ve korku saçan daha sonra da saldırılarını durdurmak için para talep eden Orta ve Doğu Avrupa’dan gelen Galatlardı.
I. Attalos MÖ 230’da bu korkuya bir son vererek Galatları yendi ve bu korkuya, dehşete bir son verdi.. Pergamon açısından bu zafer kentin gücünü ve itibarını pekiştiriyordu. Bu zaferlerini Yunanlıların Pers zaferi gibi düşünüp Antik Yunan dünyasında Atina’nın varisi olduğuna inandılar. Kentin koruyucu Tanrıçası şükranları hak ediyordu. Ana tapınağın önündeki avlunun başta bir dizi tunçtan yenilmiş Galyalı savaşçı heykelleri olmak üzere anma amaçlı anıtların sergilenmesi için en uygun yer olduğuna kadar verdiler.

Orjinal tunç heykeller kaybolmuştur, ama yazıt içeren kaideler ve bazı heykellerin daha sonraki tarihlerinde Romalılar tarafından yapılmış taştan kopyaları günümüze ulaşmıştır. Bunların içinde en dramatiği, karısını öldürdükten sonra kılıcını kendi göğsüne saplayan bir Galatlı savaşçı tasviridir. Bu heykeller, yansıttıkları aşırı hissiyat ve yenilmiş bir düşmana gösterilen dokunaklı, saygılı tavır nedeniyle oldukları kadar, aynı zamanda Yunanlı olmayan bir halk hakkında Etnografik bilgiler açısından da ilginçtir. Çamura bulanmış saç, bıyık ve boynun çevresine takılan boyun halkaları. Pergamon, bu zaferini Atina akropolisi ve Delphoi ile Delos’taki önemli uluslararası kutsal mekanlarda da heykellerle anlatmıştır.
Büyük Zeus Sunağı
Athena temenosunun, sarayların ve akropolisin kapısının hemen güneyinde, tepe yamacının daha alt kesimlerinde üç önemli kamusal ve dini yapı daha vardı. Birincisi Yukarı Agora, üç yanı Dor tarzında stoalarla çevrili bir açık hava avlusudur; yukarı kentin ana sokağı bu Pazar yerini keser. İkinci yapı ise Pergamon’un hükümdarlarının kültüne adanmış bir heroondan meydana geliyordu; bu krallar ölümlerinden sonra kahramanlar olarak yüceltilir, ama tanro kral gibi tapınım olmazdı. Üçüncü ve en ünlü olan II. Eumenes’in yaptırdığı, Zeus ve Athena’ya adanmış Büyük Sunak’tır.
Sunak, tapınaktan ayrı olarak tek başına duruyordu. Ancak, yukarıdaki Athena Tapınağı’na göre yerleştirilmişti: Batı yanı tapınağın uzun batı yanını izliyordu. Sunağa çıkmak isteyen ziyaretçilerin arkadan gelip yapının yarı çevresini dolaşması gerekirdi; bu planlı rota sunağın üzerinde durduğu platformu bezeyen rölyef heykellerin doğru sırada incelenebilmesini sağlıyordu. Gerçekten de, daha eski mimari heykelcilikten farklı olarak, heykeller incelenebilmeleri için yapının alt tarafına yerleştirilmiş. Revaklı bir açık hava avlusu içinde bir masadan oluşan asıl sunağa giriş batıdadır.
Sunak avlusunun duvarlarının içlerini süsleyen rölyefler bir öykü anlatmaktadır. Herakles’in oğlu ve Pergamon krallarının efsanevi atası Telephos’un yaşamı. Bu heykelli dekorasyon siyasal bir mesaj iletir: Pergamon krallarını efsanevi geçmişin büyük kahramanlarıyla ilişkilendiren bu alegori iktidar haklarını meşrulaştırmaya yöneliktir. Bir birini izleyen paneller halinde gelişen bölümler bir öykü anlatımının bilinen ilk örmeğidir. İleri de Romalılar çok sevecek ve resimsel bir sunu olarak kullanacaktır. Trajan Sütunu, Hadrian Sütunu gibi örneklerde gördüğümüz gibi.
Bir Pergamon İcadı, Parşömen
M.Ö. 190 yılına gelindiğinde, İskenderiye Kütüphanesi ile Bergama Akropol Kütüphanesi arasında bir tür zenginlik savaşı ile beraber rekabet başladı.
Atina’da Neleus kendi arşivindeki ünlü kitaplarını açık arttırma ile satışa çıkardı. Bu açık arttırmaya İskenderiye Kütüphane Müdürü ile Bergama Akropol Kütüphane Müdürü katıldı. Bu rekabetin sonucunda Bergama Kütüphane Müdürü kitapların ağırlığı kadar altın vererek kitapları satın aldı. Bu olay, hem Yunan, hem Mısır hem de Anadolu’da büyük ses getirdi.
Mısır Krallığı bu rekabetten aldığı ağır yaranın sonucunda, kendileri için çok büyük gelir kaynağı olan papirüsün Bergama’ya satışını yasaklayarak İskenderiye Kütüphane Müdürü’nü görevden alırlar. Bergama ise bu durumda yazı materyali açısından zor durumda kalmış olup önemli bir krize girmiştir. Bu krizi önlemek için Bergama kralı II. Eumenes yeni bir yazı malzemesi bulunmasını emrederek, papirüse alternatif bir yazı maddesi bulanı ödüllendireceğini açıklar ve çok geçmeden sanatçı Krates, krala oğlak derisinden özel biçimde hazırlanmış, üzerinde yazı yazılabilir bir örnek getirir.
İstenilen kullanışa elverişli görülen bu kağıtlar daha sonra, bilim dünyasının yolunu ışıtacak olan parşömen adını alacaktır. Krates’in yardımcısı İrodikos ise derileri daha ince bölümlere ayırarak istenildiği gibi kullanılacak duruma getirir. Bu kağıda da Bergama kağıdı (Charta Pergamena) adı verildi. Bu ad ise türlü kullanışlardan sonra bugünkü dilimizdeki parşömen adını aldı. İlk parşömenler oğlak derisinden yapılmıştır.

Bulunduğu tarihten itibaren 1500 yıl yazı maddesi olarak kullanılan parşömenin en önemli özellikleri ise; hiçbirinin diğeri ile aynı olmaması, gerektiği gibi işlendiğinde her iki yüzüne de yazılabilmesi, yırtılamaması, alev almaması, olağanüstü dayanıklılığı, hat ve tezhip sanatına uygunluğu, üstündeki yazıların okunduğunda gözü yormamasıdır. Bütün bu özellikler parşömeni insanlığın bulduğu en dayanıklı yazı malzemesi yapmıştır.
Kaynakça:
- GEORGE BEAN -AEGEAN TURKEY
- RADT – Pergamon. Archäologischer Führer
- CHARLES GATE – Ancient Cities
- MACİT GÖNLÜGÜR, Bergama’nın insanlığa armağanı: Parşömen
Instagram hesabımızı takip etmeyi unutmayın..


